Namık İsmail (1890 - 1935)

Biyografi

Hamidiye Mektebi’nde Viçen Arslanyan’ın öğrencisi olan Namık İsmail, Saint Benoit ve Galatasaray Sultanisi’nde okudu. Şevket Dağ’dan özel resim dersleri aldı. Bakalorya sınavını kazanamayınca 1911’de Paris’e gitti. Julian Akademisi’ne ve Fernand Cormon Atölyesi’ne devam etti. Atölye hocalarından çok Barbizon Okulu’ndan ve İzlenimcilik akımından etkilendi.¹ Gaorinth ve Libermann gibi ressamların etkisiyle kalın boya tabakalarını ustaca kullanarak tuvaline geniş lekeler halinde uygulamıştır.² 

Namık İsmail, Paris’ten Türkiye’ye 1914 yılında döndükten sonra I. Dünya Savaşının olmasından dolayı askere gitmiş ve ciddi bir şekilde rahatsızlandığı için İstanbul’a geri gönderilmiştir. İstanbul’a döndükten sonra İbrahim Çallı, Hikmet Onat gibi sanatçılar tarafından kurulmuş olan Şişli Atölyesi’nde resim çalışmalarına katılmıştır. Şişli Atölyesi’nde savaş konulu resimler yapmıştır. 1917’de Galatasaraylılar Yurdu’nda açılan Savaş Resimleri ve Diğerleri sergisinin düzenlenmesinde emeği geçti, Hilal-i Ahmer madalyası aldı. Viyana’da açılan sergilere katıldı.³ Şişli atölyesinde yapılan çalışmaların sergilenmesi için Celal Esat Arseven ile birlikte Berlin’e giden Namık İsmail, burada iki yıl kalarak resim eğitimini sürdürmüştür.⁴ 

Paris’te aldığı sanat eğitiminin ardından İstanbul’a dönen Namık İsmail, ilk olarak Gazi Osman Paşa Mektebi’ne resim öğretmeni olarak atanmış, İtalya’ya bir yıllığına araştırma ve inceleme seyahatinde bulunmak amacıyla gitmiştir. Yurda döndükten sonra İleri Gazetesi’nde ressam ve yazı işleri müdürü olarak görev almış, Sanayi-i Nefise Mektebi’nde müdür yardımcılığı görevine getirilmiştir.⁵ 

1914 Kuşağı sanatçıları, ulusal tarihin dönüm noktasında hayatını ortaya koyup sonrada Cumhuriyeti yaratan ordunun şehitleri ve gazilerini, resimlerinde bir onur sorunu olarak ele almışlardır. Bunun yanı sıra savaş yıllarının hüzünleri ve acılarını da zaman zaman tuvallerine yansıtmışlardır.⁶ 

Namık İsmail’in sanat alanındaki en kısır dönemi, Sanayi-i Nefise Mektebi Müdürlüğü’ne geldikten sonraki dönemdir. Bu dönemde sanatçı, çok fazla eser üretememiş, idareciliğini sanatının önüne koymuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptığı “Vatan İsterse”, “Son Mermi”, “Tifüs” gibi kompozisyonlarıyla gelişen ruhu, harpten sonra daha lirik mevzular seçmeye başlamıştır. Bu dönem çalışmaları arasında “Ankara’da Bahar”, “Eski Yıllar” sayılabilir. Sanatçı son yıllarında ki eserlerinde daha realist bir anlatımı tercih ederek, Türk resim sanatına “Harman” ve “Heykeltıraş Mahir” gibi çalışmaları kazandırmıştır.⁷ 

Özellikle yaptığı köy yaşantılarıyla dikkati çeken Namık İsmail, Türk resminde toplumsal gerçekçi konuları işleyen ressamların öncülerindendir. Sanatçının “Harman” isimli çalışması toplumsal gerçekçi anlayışta yapılmış önemli çalışmalardan biridir. Cumhuriyet’in ilk ressamları olarak gösterilen Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin Çallı Kuşağı için dile getirdiği “Anadolu’yu tanımıyorlar” söyleminin de bu çalışma için pek geçerli olmadığı açıktır. Namık İsmail’in yaptığı diğer “Harman” konulu çalışmalarda da çalışkan Anadolu insanının ülke kalkınması için döktüğü ter ve emek yine resimlerle anlatılmıştır. Dolayısıyla Anadolu halkının yaşantısı, Çallı Kuşağı ressamları tarafından işlenmiştir.⁸ 

 Hareket ve ışık öğesi sanatçının tüm yapıtlarında izlenen önemli iki unsurdu. Peyzajlarında, natürmortlarında ve figürlerinde ana temanın üzerine odaklaşan bir ışık huzmesi vardı bu ışığın altında cansız varlıklar bile hareketlenmekteydi. “Harman ”da çiftçinin su içmesi, “Vapur”da denizi yararak ilerleyen vapurun karanlık nedeniyle ışıklarını sanki o an yakmış izlenimi bırakması, “Manolya” ve “Karanfiller” de yaprakların masa üzerine yeni düşmüş izlenimi bırakması gibi.⁹ 

Portrecilikteki ustalığı ile de tanınan Namık İsmail, resimlerinde kullandığı kültürel birikimi ve geleneği temsil eden aksesuar ve ayrıntılarda Osman Hamdi’ye benzer bir tutum içinde oldu.¹⁰ Sanatçının portrelerinde gerçekçi bir yaklaşım olmasına karşın, çıplak figürlerinde yüzü okumak olanaksızdır. Daha büyük boyutlu çıplaklarında ise daha denetimli bir fırça vuruşlarına rastlanır. Sanatçının tüm bu eserlerinde ki ortak özelliği ışık ve harekettir. Modeli en zor pozlarda fakat doğal bir duruşta, düzgün renk alanlarına ve ayrıntı işçiliğine kaçmadan ince fırça vuruşlarıyla resmetmiştir. Portrelerinde görülen dinginlik, figürlerinde gerilim duygusuyla yer değiştirmiştir.¹¹ 

Sanatçının 1920 öncesi ve 1920’lerin başlarında yaptığı resimlerinde izlenimcilerin renk ve ışık kullanımlarına yakın bir üslup görülmektedir. Bu resimlerinde uyumlu tonlar ve açık renklerden faydalandığı gözlemlenmektedir. “Venedik’te 1921 yılında bulunduğu sıralarda yaptığı resimlerde ise tamamen izlenimcilere has kırık fırça vuruşları görülmektedir. Bu tarihten hemen sonra Namık İsmail’in belirgin özelliği olan yoğun boya hamuru, geniş renk lekeleri ve hareketli fırça vuruşları kendini göstermeye başlamıştır. 1920’lerin ortalarında başlayarak paletinde de bir değişim izlenir. Bu dönemlerde gerçekleştirdiği resimlerinde canlı karşıt renklere, özellikle de koyu yeşile yer verdiği ve imgeleri geniş fırça vuruşlarıyla oluşturduğu görülür.¹² 

Namık İsmail, Mimarlık Şubesi’nde 1934’te yaptığı yönetmelik değişikliğinde ise 1930’da Bayındırlık Bakanlığı tarafından İsviçre’den çağrılan mimar Ernst Egli’nin önemli katkıları vardır. Namık İsmail bu yönetmeliği hazırlarken 1926 Uluslararası Mimarı Kongresi’nde benimsenen eğitim biçimini kabul etmiş, resim ve heykel bölümlerini de Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde uygulanan program doğrultusunda düzenlemiştir. Öğrencilerin bir arada, çıplak modelden çalışabilmeleri için bir gece atölyesi açmış ve mimarlık öğrencilerinin de bu atölyeye devamını zorunlu kılmıştır.¹³  

Namık İsmail, 1935 yılı Ağustos ayında Kadıköy’den bindiği vapurda kalp krizi geçirerek vefat etmiş ve Beşiktaş mezarlığına defnedilmiştir.¹⁴ 

İzmir Resim ve Heykel Müzesi ve Galerisi'ndeki Eserleri 

R-0061, Natürmort, 

R-0108, Kadın Portresi, 

R-0323, Çıplak (Nü), 

R-0324, Manolya ve Karanfiller, 

R-0425, Natürmort 

Kaynakça

¹ Z. Yasa-Yaman, (Ed.), İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Sanat, Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2012, s. 90. 

² P. Boyar, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Devirlerinde Türk Ressamları Hayatları ve Eserleri, Jandarma Basımevi, Ankara,  1948, s. 216. 

³ Z. Yasa-Yaman, (Ed.), İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Sanat, Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2012, s. 187, 90. 

⁴ Y. Özpınar, “ 1883- 1925 Yılları Arasında Paris’te Eğitim Alan Türk Ressam ve Yapıtlarının Analizi”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir, 2007,s. 52-53. 

Z. Rona, Namık İsmail, İstanbul, 1992, s.19. 

K. Özsezgin, İbrahim Çallı, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1993. 

P. Boyar, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Devirlerinde Türk Ressamları Hayatları ve Eserleri, Jandarma Basımevi, Ankara, 1948, s. 216. 

F. Başbuğ, 1914 Çallı Kuşağı’nın Türk Resim Sanatına Etkisi, Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 29, Konya, 2010, (371 -392). 

S. Tansuğ, Çağdaş Türk Sanatı, İstanbul: Remzi Kitabevi, 2008, s129. 

¹⁰ Z. Yasa-Yaman, (Ed.), İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Sanat, Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2012, s. 190,192. 

¹¹ G. Aktaş, “1914 Çallı Kuşağının Portre Sanatı”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi, Bursa, 1999, s.56. 

¹² Z. Rona, Namık İsmail, İstanbul, 1992, s.32 

¹³ Z. Rona, Namık İsmail, İstanbul, 1992, s.32 

¹⁴ P. Boyar, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Devirlerinde Türk Ressamları Hayatları ve Eserleri, Jandarma Basımevi, Ankara, 1948, s. 216 

Eserler