Rahmi Pehlivanlı "Anma" Sergisi - "Renk Renk Türkiyem" Koleksiyonu

Bakanlığımızca 2001 yılında yayımlanan “Rahmi Pehlivanlı” prestij kitabı ile sanatçı kişiliği ve benzersiz eserleri sanatseverlerle buluşturulan, ülkemizi il il gezerek insanımızı gündelik yaşamları içinde resimleyen, ünü yurt sathını aşarak “Kralların Ressamı” olarak sanat tarihimize geçen merhum ressamımız Rahmi Pehlivanlı, Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nin sanal sergisinde yeniden sanatseverlerle buluşuyor.

Pehlivanlı’nın Ankara, İzmir ve Erzurum illerindeki Resim ve Heykel Müzeleri’nde bulunan eserlerinden 100’ün üzerinde seçkinin sizlere ulaştırıldığı bu sanal sergi, tüm sanatseverleri Türk resim sanatının gelişim çizgisinde mühim bir yeri olan Rahmi Pehlivanlı’yı eserleri üzerinden yeniden hatırlamaya ve yâd etmeye davet ediyor.

“Rahmi Pehlivanlı” Prestij Kitabı'nı incelemek için tıklayınız.

Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, 2021”

 

Rahmi Pehlivanlı'nın kaleminden;

"Sanatsal güzellik, bir süreç ürünüdür, kendiliğinden oluşmaz. Öncelikle, sanatçı doğadan coşkulu bir yaratılış ve ruh getiren kişidir, sanki o, yollara düşmek, yaşamak, öğrenmek, birikimlere, bileşimlere ulaşmak zorundadır. Görmek, algılama ve yansıtma eylemine girişirken ifade etmek istediğini iletebilmek, sonuçta ortaya koyduğu yapıtla izleyici arasında etkileşimi sağlamak sanatçının özgün olması demek, kişisel özelliğini bulması demektir. Bu nokta sanatçının artık kendine özgü üslup ve özellikleriyle karşımızda oluşudur. Bu düşüncelerle, bu sanatsal kaygı içinde başladım, "Renk Renk Türkiyem" koleksiyonuma; 300 yapıttan oluşacak büyük boyutlara varan çalışmaya. Daha önce birkaç kez birçok ressamın işbirliği ile yapılmak istenip tamamlanamayan, Türkiye görünümleri dizisidir bu. Amacım, Atatürk Türkiyesi'ni gelecek kuşaklara aktarabilmek; Türkiye kentlerinin, yörelerinin, insanlarının gelenek ve göreneklerini, özellikleri ile tuvale aktarmak, renklendirmek, yansıtabilmektir. Bence, sanatımın zirvesi bu. 

Türkiye koleksiyonunu, il ve ilçeleri ile birlikte yerinde çalışmayı düşündüğüm zaman, ilk iş olarak atölye hazırlıklarını tamamlayıp, bu iş için gerekli olan malzemeyi temin ettim. Ve bütün il ve ilçeleri kapsayan bir arşiv kurdum. Basın aracılığı ile koleksiyona bir isim yarışması açıldı, akabinde geceleri de çalışılabilecek, gündüz ışığı düzeni olan atölyemi genişlettim. Tuvallerin alt çıtalarını ve çerçevelerini burada yapabilmek amacıyla ufak çapta bir marangoz atölyesi ile birlikte yerinde çekilen fotoğrafları tab edip, bütün Türkiye çapında atölye çalışmalarımda yardımcı olacak siyah beyaz, renkli fotoğraf ve slayt olarak video çekimi dahil, bu koleksiyonu elimizde bulundurmak amacıyla bir karanlık oda kurdum. 

Daha sonra içinde mutfağı, banyosu, tuvaleti, barı, iki kişilik yatağı ve her türlü hava şartlarında çalışma yeri olan bütün konfora haiz 309 Mercedes bir otobüs yaptırdım. Tabii ki, böylesine büyük memleket çapındaki bu hazırlıkların yanı sıra, en az 400 adet tespit ettiğim suluboya (guaj) ve desen çalışmaları ile daha sonra tamamlanacak olan 200 adet yağlıboya tabloların ön hazırlıklarına 1982 yılında, Türkiye'yi dolaşmaya ve yapımına 1984'te başladım. 

En büyük yardımcım olan eşim Nurhan Pehlivanlı ile birlikte Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz il ve ilçelerini kapsayan 65 bin kilometre yol yaparak en az 3, en fazla 15 tablodan oluşan, 46 ilde 200'ün üstünde suluboya ve desen çalışmaları yaptım. Dünyada ikinci bir eşi bulunmayan ve her semti bir başka güzel olan İstanbul'umuzun tablosunu semt semt çalışsaydım yüzlerce tablo yapmam gerekirdi. Düşüncem İstanbul'u bir tek tabloda verebilmekti. Şöyle ki, 2 metre genişliği 6,5 metre uzunluğu olan tuvalin 50 cm. çapındaki altlı üstlü 2 silindire dolanıp 18 dakikada devrini tamamlayan bir motora bağlanmasıyla, buna sesi, hareketi, ışığı ve ısıyı kontrol eden bir bilgisayar ilave edilmesiyle İstanbul'un görünümü, sesi ile, hareketi ile verilecekti. Ön çalışmalarına başladığım Kilyos'tan Haydarpaşa'ya kadar İstanbul'un ve Boğaz'ın bütün görünümünü kapsayan ve senelerdir üzerinde çalıştığım, gelecek nesillere aktarılacak olan hareket halindeki bu tablo, çatlamasını önleyecek tamamen yeni bir teknikle çalışacaktı. Şimdiye dek bütün dünya müzelerindeki ses, ışık ve bilgisayar aracılığıyla hamasi tablo ve kompozisyonları görüp inceledikten sonra, bir başka yerde ikinci bir eşi olmayan bu çalışmayı yapmaya karar verdim. 

Makina Kimya Genel Müdürlüğü Tekstil Makinaları Fabrikasında büyük bir titizlikle yapılan bu tuvali atölyeme kurdurup çalışmalarıma başladım. 

Büyük bir hızla ilerleyen, günden güne çehresi değişen Türkiye'mizin tarih, coğrafya, gelenek ve kültürel değerlerini sanatsal açıdan gelecek kuşaklara bırakmak amacıyla yapımını sürdürdüğüm çalışmaların 1992 sonunda tamamlanacak olan ön çalışmaları suluboya tablo olarak Ankara ve İstanbul'da sergilenecek. Ve daha sonra atölye çalışmalarımla tamamlanan 200 tabloluk yağlıboya koleksiyonum Türkiye'de üniversite olan her ilde ve daha sonra da dünyada 10 ülkede sergilenecektir." 

Rahmi PEHLİVANLI, 1989”